|
|
|
SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN CİNSELİK |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
1012 |
SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN CİNSELİK
SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN CİNSEL HASTALIKLARDAN KORUNUNTüm dünyada en önemli sağlık sorunlarından biri olan cinsel
hastalıklar, yaşlı, genç demeden herkes için risk taşımaktadır. Daha
çok cinsel yolla bulaşan bu hastalıklar, kendi başlarına ciddi
hastalıklar olmakla birlikte HIV (AIDS) enfeksiyon riskini de
artırmaktadır.
Bel soğukluğu, klamidya, frengi, genital herpes, kandida, trikomonas ve
human papilloma virus gibi hastalıklardan korunmak için bu hastalıklar
hakkında bilgi sahibi olmak ve bilinçli bir cinsel hayat yaşamak çok
önemlidir.
GONORE (BEL SOĞUKLUĞU)
Cinsel yolla en sık bulaşan hastalıklardan Gonore, Neisseria
Gonorrhoeae (Gonokok) adı verilen bakterinin yol açtığı bir
enfeksiyondur.
Kadınlarda en çok rahim ağzına yerleşmektedir. Yapısı nedeni ile vajina
dokusunda gonore bakterisi yerleşemez. Gonore bakterisi, rahim ağzı
(serviks) dışında sırasıyla ürethtra ve vajinanın hemen girişinde her
iki yanda yer alan bartholin bezlerini tutmaktadır. Kadınların
%80'inden fazlasında bulgu ve belirti olmamaktadır. Bu kuluçka
döneminin değişken olabileceğinin belirtisidir.
A.B.D.'de her 30 saniyede bir kadının bel soğukluğuna yakalandığı ileri
sürülmektedir. Bu hastalığa yakalanan kişiler 3-5 gün süren kuluçka
dönemi süresince ileri derecede bulaştırıcı olmaktadırlar. Gonoreli bir
erkek ile ilişki kuran her kadın hastalığa yakalanmaz. Sadece %60-90
kadında enfeksiyon gelişmektedir. Hastalığın kadından erkeğe bulaşması
ise daha zordur. Gonoreli bir kadınla ilişkide bulunan erkeklerin
%20-40'ı hastalığa yakalanmaktadır.
Belirtileri
Bel soğukluğunun en sık yarattığı yakınma vajinal akıntıdır. Bu akıntı
sarı-yeşil renkli ve kötü kokulu olmakla birlikte sümüğümsü bir yapıya
sahiptir. Beraberinde nadiren kaşıntı olabilmekte ve bu tabloya idrar
yaparken yanma da eşlik edebilmektedir. Akıntıdan sonra en sık görülen
yakınma ise kasık ağrısıdır.
Hastalığın seyri sırasında öğleden sonra ve akşam saatlerinde ateş
görülebilmektedir. Bartholin bezi tutulmuş ise vajina girişinde oldukça
ağrılı bir şişlik yani bartholin absesi olabilir.
Mikroorganizma kan dolaşımına geçerse eklemlerde de enfeksiyona neden
olabilmektedir. Hastalık sırasında eklem ağrıları ve şişlikleri
görülebilmekte, tek bir eklemde belirtiler olmamakta ve ağrılar gezici
tipte olmaktadır. Bir eklem düzeldikten sonra belirtiler bir diğer
eklemde başlamaktadır. Buna gezici eklem ağrıları adı verilmektedir.
Doğum esnasında anneden bebeğe geçerek yeni doğanın gözlerinde göz
iltihabına yol açabilen gonokok’a bağlı nadiren boğaz enfeksiyonları da
gelişebilmektedir.
Gonorenin en önemli komplikasyonu, pelvik iltihabi hastalıktır. Bu
hastalık, enfeksiyonun tüplere ve yumurtalıklara kadar ilerlemesi
sonucu oluşmakta ve kısırlık dahil pek çok komplikasyon yaratmaktadır.
Tanı
Servikal ve vajinal akıntının incelenmesi ile konmaktadır. Vajen
kültürü alınmasının en faydalı olduğu durum gonore’dir. Kültürde
gonokokların üretilmesi tanı için yeterli olmaktadır. Klinik olarak
tanı konmuş olsa bile bunun kültür ile doğrulanması gerekmektedir.
Tedavi
Tedaviye son derece duyarlı bir hastalık olan bel soğukluğunda genelde
antibiyotik tedavisi ile iyileşme sağlanmaktadır. Antibiyotik
kullanımından bir hafta sonra kültürler tekrarlanarak enfeksiyonun
geçtiği teyid edilmelidir.
KLAMİDYA
Klamidya enfeksiyonu “Chlamydia Trachomatis” adı verilen bir bakterinin
sorumlu olduğu bir hastalıktır. Özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel
yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.
A.B.D.'de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmekte ve maalesef
bu hastalığa yakalanan kadınların %40'ından fazlası hasta olduğunun
farkında olmamaktadır. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti
vermemekte ve başka nedenlerden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar
fark edilmemektedir. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için
yılda ya da tercihen 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin
yapılması gerekmektedir. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla
partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.
Belirtileri
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı
akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma
ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki
esnasında ağrı ve anormal kanama gibi klamidya enfeksiyonuna özgü
olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olmaktadır. Erkeklerde ise
en sık bulgu penisten olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.
Tanı
Tanı, hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku
örneğinin laboratuvarda incelenmesi sonucu konmaktadır. Bu masraflı bir
teknik olmasına ve her yerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis
yöntemidir.
Klamidya enfeksiyonunu saptayacak ve tarama testi olarak
kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile
çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta
içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır. Klamidya
enfeksiyonu tedavi edilmediği takdirde infertilite gibi ciddi bir sonuç
ortaya çıkmaktadır.
Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın nedeni klamidyadır ve vücuda
girdikten uzun yıllar sonra bu tablonun oluşmasına neden olmaktadır.
Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden
olmakta ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana
getirmektedir. Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları
bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve daha da önemlisi
doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya
bebeklerde göz iltihaplarını meydana getirmekte hatta bu körlükle dahi
sonuçlanabilmektedir. Ayrıca yeni doğanlardaki diğer bir tehlike de
klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya
taraması ideal olarak yapılmalıdır.
Önlem
Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu cinsel yolla bulaşan
bütün hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok
ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında vajina içini su ile yıkamamak,
sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar
pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal
enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkili
olmaktadır. Yılda en az bir kez herhangi bir yakınma olmasa bile
kontrole gitmek sağlık açısından önem teşkil etmektedir.
Tedavi
Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile yapılmaktadır. Yapılan
araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Dairesi
klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu
tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi
edilebilmektedir.
Klamidya ile gonore (bel soğukluğu) genelde bir arada bulunduğundan, bu
hastalıklardan biri teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve
tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.
GENİTAL HERPES 'UÇUK'
Daha çok uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur.
HSV'nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki
uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 ise genital organlarda
enfeksiyon yaratmaktadır.
Virus ilk defa enfeksiyon yarattıktan sonra sinir düğümlerinde sessiz
olarak yıllarca bekleyebilmekte, uygun ortam ve zamanda yeniden
enfeksiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle HSV enfeksiyonları sinsi
enfeksiyonlardır.
A.B.D.'de 45 milyon kişi bu hastalığa yakalanmıştır. Her yıl 500.000
yeni vaka ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun dramatik olan yanı,
hastaların %80'inin herhangi bir yakınma ortaya çıkmadığı ya da
belirtileri yanlış yorumladıkları için hasta olduklarının farkında
olmamalarıdır.
Belirtileri
Herpes bulguları kişiden kişiye değişmektedir. İlk atakta genelde virüs
ile temastan sonra 2 gün ile 3 hafta arası bir sürelik kuluçka
devresini takiben yanma, kaşıntı, bacaklarda ağrı, kalça ve genital
bölgede ağrı, vajinal akıntı, karın boşluğunda dolgunluk hissi
görülmektedir. İlk bulgulardan birkaç gün sonra enfeksiyon alanında
ortaya çıkan uçuk tarzı yaralar vajinada ve rahim ağzında da ortaya
çıkmaktadır. 3-4 gün içinde bu yaralar iz bırakmadan
kaybolabilmektedir. Bu aşamadan sonra virüs omurilik düzeyinde sinir
köklerine giderek yerleşmekte, burada inaktive halde beklemeye
başlamakta ve pek çok kişide de periyodik olarak re-enfeksiyona neden
olmaktadır. Bu re-enfeksiyonlar esnasında virusler sinirler boyunca
ilerleyerek genelde ilk enfeksiyonun yarattığı alanların yakınında yeni
lezyonları yapmaktadır. Her enfeksiyon atağı esnasında gözle
görülebilen lezyonların bulunması şart değildir. Çoğu zaman fark
edilmeyen ataklar olmaktadır. Bu dönemlerde vajinal salgılar ile virüs
yayılımı olduğundan kadın cinsel partnerine hastalığı
bulaştırabilmektedir.
Tanı
Gözle görülebilen lezyonların varlığında tanıyı koymak kolaydır. Ancak
bunun HSV olduğunu göstermek için bazı laboratuvar tetkikleri
gerekebilmektedir. Bunun en iyi yolu aktif enfeksiyon sırasında
lezyonlardan alınacak materyalde viral kültür yapmaktır. Ancak bu
oldukça masraflı bir tekniktir. Materyalde virus üretilememesi hastalık
olmadığı anlamına da gelmez. Kesin tanının çok zor olması nedeni ile
pek çok vaka hatalı olarak teşhis ve tedavi edilmektedir. Kanda yapılan
immünolojik testler ile de HSV varlığı saptanabilmektedir.
Ancak bu testler aktif enfeksiyonu göstermez. Sadece kişinin hayatının
herhangi bir döneminde enfeksiyon geçirip geçirmediğini ve bağışıklık
sisteminin virüse karşı antikor geliştirip geliştirmediğini
belirlemektedir. Antikorlar bulunsa bile bunlar kişiyi yeni
enfeksiyonlardan korumaz. Kan testi ayrıca oral ve genital
enfeksiyonların ayrımını da sağlayamaz. Son zamanlarda HSV1 ve HSV2'yi
ayırt edebilen kan testleri geliştirilmiş olmakla beraber bunların
yaygın kullanımı henüz daha mevcut değildir.
Tedavi
Günümüzde herpes tedavisi için değişik ilaçlar mevcuttur ancak bu
ilaçlar kesin tedavi sağlayamamaktadır. Viral bir enfeksiyon olduğu
için antibiyotikler etkisiz olmaktadır. İlaçlar sadece ilk atağın
şiddetini azaltmakta, süresini kısaltmakta, daha sonraki atakların ise
sıklığını düşürmektedir. HSV enfeksiyonu geçiren kişiler birkaç basit
kurala uyarak enfeksiyonun süresini ve bulaşıcılığını azaltabilirler.
Bu önlemlerden en basit fakat en önemli olanı, enfekte alanı temiz ve
kuru tutmaktır. Uçuk olan bölgeye dokunmamak ya da dokunduktan sonra
hemen elleri yıkamak son derece önemlidir. Lezyonlar tamamen iyileşene
kadar cinsel ilişkiden kaçınmak da önemli bir konu teşkil etmektedir.
Tekrarlayan enfeksiyonlar travma, soğuk algınlığı, adet görme ya da
stres gibi vücut direncini düşüren durumlarda ortaya çıkmaktadır.
Riskler
Genital herpes enfeksiyonu bazı riskleri de beraberinde getirmektedir.
Ancak uzun dönem hayat kalitesini etkileyebilecek etkileri yoktur.
Gebelik gibi genel vücut direncinin azaldığı durumda olan kişiler aktif
enfeksiyon açısından dikkatli takip edilmelidir. Eğer herpesin ilk
atağı gebelik esnasında ortaya çıkarsa bu durumda virüs bebeğe
geçebilmekte ve bu tür gebeliklerde erken doğum riski her zaman
bulunmaktadır. Neonatal herpes ile doğan (anne karnında iken virüs ile
temas eden ve enfekte olan) bebeklerin %50'sinde nörolojik hasarlar ve
ölüm meydana gelmektedir. Bebeklerde beyin iltihabı, göz problemleri,
ciddi boyutta döküntüler ortaya çıkmakta ancak bu bebeklerin büyük bir
kısmı antiviral ilaç tedavilerinden yarar görebilmektedir. Bebeklerdeki
bu risk büyük ölçüde annenin geçirdiği atağın ilk ya da tekrarlayan
atak olmasına bağlıdır. Aktif enfeksiyon varlığını araştırmak amacıyla
yapılan viral kültürlerin sonucu uzun bir süre aldığı için, genital
herpesden şüphelenilen vakalarda doğum şekli olarak sezaryen tercih
edilmelidir. Eğer aktif enfeksiyon yoksa sezaryen şart değildir.
SFİLİZ (FRENGİ)
1500'lü yıllardan 1900'lü yılların başına kadar batı dünyasını kasıp
kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir siteminde kalıcı harabiyetlere
sebep olan frengi, 2. Dünya savaşından sonra keşfedilen güçlü
antibiyotikler sayesinde büyük ölçüde önemini yitirmişken, AIDS
hastalığının yaygınlaşması ve frengi ile HIV enfeksiyonu arasında yakın
ilişki olması nedeni ile yeniden ilgi odağı haline gelmiştir.
Özellikle Kuzey Amerika’da görülme sıklığı giderek artmakta olan
hastalık “Troponema Pallidum” adı verilen bir bakteri tarafından
oluşmaktadır. Yapılan araştırmalara rağmen hala bu mikroorganizmayı
üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır.
Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar olmakla birlikte,
sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sık görülmektedir.
A.B.D.'de 100.000'de, 16.8 ile 100 arasında görüldüğü bildirilmektedir.
Vakaların büyük çoğunluğunu 15-30 yaş arası birden fazla partneri olan
kişiler oluşturmaktadır.
AIDS ile aynı yollardan bulaşan hastalık, en sık heteroseksüel ya da
homoseksüel cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Bir diğer bulaşma yolu ise
enfekte kan ve kan ürünleri ile temastır. Birden fazla kişinin
kullandığı iğneler, uyuşturucu bağımlılarında hastalığın kolayca
yayılmasına neden olmaktadır. Plasentadan kolaylıkla geçtiği için hasta
bir gebe mikrobu karnındaki bebeğe bulaştırabilmektedir.
Klinik
Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik bulgular vermektedir.
Primer sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan sonra genital bölgede
ağrısız bir ülser belirlemektedir. Bu lezyona şankr adı verilir. Yine
kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde büyüme olur ancak bu lezyonlarda
da ağrı görülmez. Ciddi şikâyet yaratmadığı için hastaların çoğu bu
belirtileri önemsememektedir. Lezyonlar tedavi edilmediği takdirde 6-8
haftada kendiliğinden gerileyerek kaybolmaktadır.
Sekonder sifiliz: İlk lezyonun görülmesinden 6 hafta (6 ay da olabilir)
sonra mikroorganizmaların kan yolu ile yayılması sonucu eklemlerde
enfeksiyon başlamaktadır. Ciltte döküntüler olmakta ve bu döküntüler
4-12 hafta içinde kaybolmaktadır. %1 civarında vakada karaciğer
iltihabı, böbrek hastalıkları, menenjit görülebilmekle birlikte
hastalarda ateş ve boğaz ağrısı olabilmektedir. Genital bölge civarında
nemli, düz condyloma lata adı verilen ve yüksek bulaştırıcılığa sahip
lezyonlar ortaya çıkmakta, kısmi saç dökülmesi nadiren görülebilmekte,
ağız, boğaz ve vajinada ülserler ortaya çıkabilmektedir.
Latent (sessiz) sifiliz: Tedavi edilmediği takdirde sekonder sifilizin
belirtileri de kendiliğinden kaybolmakta ve sessiz enfeksiyon halini
almaktadır. Bu durumda hastalık sadece yapılan kan testlerinde
saptanabilmekte ve bu süre zarfında mikroorganizmalar yavaş yavaş
çoğalmaya devam etmektedir. Latent enfeksiyonun ilk yılı içinde
hastaların %25'inde belirtiler zaman zaman alevlenebilir. Zaman
geçtikçe kişinin hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalmaktadır.
Tersiyer sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık 10 yıl sonra ortaya
çıkmaktadır. Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen vakaların %35'inde
tersiyer sifiliz ortaya çıkmaktadır. Bu 10 yıllık süre AIDS varlığında
daha kısa olabilir. Tersiyer bulgular 3 kategoride saptanmaktadır:
Kardiyovasküler lezyonlar %10 vakada görülür. Aort'ta balonlaşma, kalp kapakçıklarında yetmezlik vb. gibi bulgular olmaktadır.
Nörolojik lezyonlar, göz, beyin zarları gibi sinir sistemi organlarında hasarlara neden olmaktadır.
Diğer sistemik lezyonlar, dişler, dişetleri, kas iskelet sistemi ve iç organlarda görülmektedir.
Tanı
Sifiliz etkeni olan mikroorganizma, kültürlerde üretilemediği için
tanıda en yararlı yöntem kan testidir. Kanda yapılan serolojik testleri
ile antijen ve antikorlar aranmaktadır. Taze lezyonlardan alınan
örnekler, özel floresanlı mikroskoplar altında incelenmesi ile
T.Pallidum görülebilmektedir. Beyin-omurilik sıvısından örnek alınarak
serolojik testler yapılabilmektedir.
Tedavi
Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler kullanılmakta ve takipte antijen titreleri ölçülmektedir.
KANDİDA (MANTAR)
Vajinal mantar enfeksiyonları ilk kez 1849 yılında gebe bir kadında
tanımlanmıştır. Erişkin kadınların yaklaşık %75'i yaşamlarının herhangi
bir döneminde en az bir kez mantar enfeksiyonu geçirmektedirler.
Çoğu kez gebelik, antibiyotik kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkan bu
durum tedaviye kolay cevap vermektedir. Hem cinsel hem de psikolojik
sorunlar oluşturan vajinal mantar enfeksiyonlarına yol açan
mikroorganizmalardan en sık görüleni “Candida Albikans” adı verilen bir
maya hücresidir. Vakaların % 67-95'inde bu mantar hücresi sorumlu
bulunduğundan, vajinal mantar enfeksiyonları genelde vajinal
kandidiyazis şeklinde tanımlanmaktadır.
“Candida Albikans”ın vajinada normalde bulunan bir organizma mı yoksa
belirti vermeyen kadınlarda saptandığında mutlaka tedavi edilmesi
gereken bir mikrop mu olduğu
günümüzde dahi açıklığa kavuşturulamamıştır. Erkek menisinde
üretilemediği için cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul
edilemez. Ancak yapılan araştırmalarda eşlerin benzer tipte mantar
hücresi taşıdıkları saptandığı için, pek çok hekim tedavide eş tedavisi
de uygulamayı uygun görmektedir.
Nasıl bulaşır?
Vajinal mantar enfeksiyonunda üreyen mikroorganizmalar genellikle
başkasından bulaşmaz. Kişinin kendi vajinasında bulunan maya hücreleri
çeşitli nedenler ile aktif hale gelip enfeksiyon yaratmaktadırlar.
Dolayısıyla havuz vb. yerlerden bulaşması söz konusu olmadığı için çok
nadiren cinsel ilişki ile bulaşabilmektedir. Ancak bir kadında mantar
enfeksiyonun olması cinsel ilişki ile bulaştığı anlamına gelmez.
Hayatında hiç cinsel ilişkide bulunmamış bakire kızlarda hatta küçük
çocuklarda bile mantar enfeksiyonu olabilmektedir.
Risk faktörleri
Vajinada belirti vermeden bulunan kandidalar çeşitli faktörlerin etkisi
ile aktif hale geçmekte ve klasik belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ancak
vakaların %50'sinde bu tür bir faktör olmadan hastalığın ortaya çıktığı
da gözlenmiştir. Vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyen faktörler
şunlardır:
Antibiyotikler: Geniş spekrtumlu olarak tabir edilen güçlü
antibiyotikler vajinanın normal pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonu
için uygun ortam hazırlamaktadırlar. Vajinitte en sık etkili olan
antibiyotikler tetrasiklin ve penisilin grubu ilaçlardır.
Gebelik: Özellikle gebeliğin son 3 ayında hücresel bağışıklığın
azalması ile kandida gelişimi kolaylaşmaktadır. Gebelikte vajinada
glikojen adı verilen maddenin artışı da bu olayı hızlandırmaktadır.
Vajinada glikojenin artmasına ise kanda östrojen ve progesteron
miktarının yükselmesi neden olmaktadır.
Şeker Hastalığı: Kanda şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği
kontrolsüz diabette, idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeyleri artar,
bu da mantar için uygun bir ortam hazırlamaktadır.
İmmunosupresyon: Bağışıklık sisteminin baskılanması demektir. İlaçlar
ya da sistemik hastalıklar sonucu hücresel bağışıklık sisteminin
baskılanması kandidiazisi hızlandırmaktadır.
Doğum Kontrol hapları: Eski tipte yüksek doz oral kontraseptiflerin
vajinal kandidiazis için uygun zemin hazırladığı ileri sürülse de
günümüzdeki düşük doz ilaçlar ile bu görüş geçerliliğini yitirmiştir.
Rahim içi araç (spiral): Etkisi tam olarak bilinmemektedir. Ancak kandidiazis için risk faktörü olduğu ileri sürülmektedir.
Hormon kullanımı: Östrojen ve progesteron içeren ilaçların alımı kandidiazisin görülme oranını arttırmaktadır.
Naylon giysiler: Özellikle kilolu kadınlarda giyilen naylon giysiler ve
çamaşırlar bölgede sıcaklık ve nem artışına neden olmaktadır. Bu durum
mantar hücreleri için altın değerinde bir fırsattır. Gelişen enfeksiyon
tekrarlama ve kronikleşme eğilimindedir.
Lokal allerjenler: Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, yüzme
havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilmektedirler.
Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu
gelişebilmektedir.
Metabolik hastalıklar: Tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar kandidiazis için uygun zemin hazırlamaktadır.
Şişmanlık
Kronik servisit
Radyasyon
Belirtileri
Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisi
kaşıntıdır. Bu kaşıntı geceleri şiddetlenerek, sıcak etkisi ile
artmaktadır. Hastaların çoğunda dış genital organlarda yanma vardır.
Özellikle idrar yaparken, idrarın değdiği bölgelerde şiddetli yanma
hissi olmaktadır. Bazı hastalarda cinsel ilişki esnasında ağrı
olabilmektedir.
Vajinal kandidiaziste akıntı her zaman olmaz. Eğer akıntı mevcut ise
beyaz renkli, içerisinde süt, peynir kesiği şeklinde tanımlanan ya da
kireç benzeri olarak nitelendirilen parçacıklar bulunmaktadır. Akıntıda
kötü koku görülmez. Kokunun olması kandidiazise eşlik eden ikinci bir
enfeksiyonun varlığını akla getirmelidir.
Vulva ve vajinada kızarıklık ve şişlik olmakla birlikte vajina
duvarında mantar plakları bulunabilmektedir. Bunların görülmesi
kandidiazis için tipiktir. Kaşımaya bağlı olarak vulva derisinde
soyulmalar ve küçük kanamalar olabilmektedir.
Tanı
Vajinal mantar enfeksiyonlarının tanısı güç değildir. Genelde muayene
esnasında, hastanın şikâyetleri ve muayene bulgularının bir arada
değerlendirilmesi ilave bir laboratuvar tetkikine gerek kalmadan tanı
koydurmaktadır. Vajinal kandidiaziste kültür almanın rolü yoktur. Bunun
yerine alınan akıntı örneğinin potasyum hidroksil ile muamele
edildikten sonra mikroskop altında incelenmesi ve tipik mantar
hücreleri görülmesi tanıyı kesinleştirmektedir.
Tedavi
Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi hem çok kolay hem de çok
zordur. Tedavi ile akut şikâyetler büyük ölçüde giderilebilmekte ancak
hastaların % 5-25'inde hastalık daha sonra tekrarlanmaktadır. 1 yıl
içinde en az 4 defa kandidiazis atağı geçirilir ise bu durumda
tekrarlayan enfeksiyonlardan söz edilmektedir. Yeni başlayan atakların
nedeni mantar mayalarının vajinadaki sağlam dokuların içine girerek
derinlere kadar ilerlemesi, burada sessiz kalması ve ilaçlardan da
etkilenmemesi olarak açıklanmaktadır.
Vajina hücreleri sürekli yenilenme içinde bulunduklarından, üstteki
hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çıktıkça bu mayalarda yüzeye
yaklaşmakta ve uygun ortam bulduklarında yeniden enfeksiyona neden
olmaktadırlar. Bu duruma invazif kandidiazis adı verilmektedir. İnvazif
kandidiazisin önlenmesinde risk faktörlerinin ortadan kaldırılması
şarttır.
Tedavide hem sistemik hem de lokal ilaçların kullanılması
gerekmektedir. Lokal ilaçlar hem vajinal ovül (fitil) hem de krem
şeklinde olabilmektedir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda kronik bir
enfeksiyon yoksa eş tedavisi gerekli değildir.
Ağızdan alınan sistemik tedavide, tek günlükten 1 haftalığa kadar
tedavi protokolleri ve ilaçlar mevcuttur. Aynı durum vajinal ovüller
için de geçerlidir.
Tedavi esnasında naylon giysiler giyilmemesi, çamaşırların pamuklu
olması, kaynatılarak yıkanması ve buharlı ütü ile ütülenmesi, dar
giysilerden kaçınılması, vajinanın su ile yıkanmaması bunun yerine nötr
pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmiş sıvı sabunların
kullanılması tedaviyi kolaylaştırmaktadır.
TRİKOMONAS
Kadınlardaki patolojik vajinal akıntıların en önemli sebeplerinden
birisi de trikomoniazis adı verilen hastalıktır. Bu hastalığın etkeni
olan "Trikomonas Vajinalis" mikroskopik bir canlı olup bakteri ya da
virüs değildir. Tirkomoniazis paraziter bir enfeksiyon olarak
nitelendirilmektedir. Bu nedenle genel kanının aksine antibiyotiklerin
tedavide yeri yoktur.
Trikomonas cinsel ilişki ile bulaşabilen hastalıklar grubuna
girmektedir. Herhangi bir yakınması olmayan asemptomatik hastalarda %
5-15 oranında vajinada bulunmaktadır. Enfekte hastaların %37'sinde
trikomonas ile birlikte gonore'de bulunmaktadır. Hasta kadınların ise
yaklaşık yarısının eşinde hastalık etkeni izole edilebilir. Kadınların
%25'i hayatlarının herhangi bir döneminde bu enfeksiyona
yakalanmaktadırlar.
Trikomonas sadece cinsel temas ile geçmez. Tuvalet klozetlerinde 45,
ıslak çamaşırda 24, semende ise 6 saat canlılığını korumaktadır.
Gebeliğinde enfekte olan annelerden doğan bebeklerden %5'i doğum
esnasında paraziti kapmakta ancak bir süre sonra yenidoğanda östrojen
bulunmadığı için kendiliğinden enfekte olmadan geçmektedir. "Trikomonas
Vajinalis" enfeksiyonu çoğu kez anaerob adı verilen ve oksijensiz
ortamda üreyebilen bakterilerle birlikte bulunmaktadır. Bu durum
vajinanın pH değerini değiştirerek trikomonas için uygun zemini
hazırlamaktadır.
Belirtileri
Trikomonas enfeksiyonu %80 oranda belirti vermemektedir. Hemen hemen
bütün vajinal enfeksiyonlarda olduğu gibi bu enfeksiyonda da en sık
görülen bulgu akıntıdır. Tipik akıntı sarı-yeşil renkli, köpüklü
tiptedir. Ancak hastaların bir kısmında akıntı farklı şekillerde de
olabilmektedir. %10 vakada bu akıntıya kötü bir koku eşlik etmekte
nadiren kaşıntı ve idrar yaparken yanma hissedilmekte, vulvada şişlik
ve kızarıklık olabilmektedir. Muayenede ise rahim ağzında çilek
görünümü olarak adlandırılan küçük kanama odaklarının olması,
trikomonas için tanısal değer taşımaktadır. Enfeksiyon bazı durumlarda
aktif halde değildir kişi sadece taşıyıcıdır.
Tanı
Trikomonas teşhisi, jinekolojik muayene ve alınan akıntı örneğinin
direk mikroskop altında incelenmesi ile konmaktadır. Mikroskop altında
hareketli trikomonasların görülmesi tanı için gereklidir. Ayrıca bazen
başka bir nedenle alınan servikal smearda da trikomonaslar
saptanabilmektedir.
Tedavi
Tedavide hem sistemik ilaçlar hem de lokal ovüller kullanılmaktadır.
Trikomonasta eş tedavisinin de yapılması iyileşme oranlarını
arttırmaktadır. Tedavi süresince kondom kullanılması oldukça faydalı
olmaktadır.
HPV
Human papilloma virus, kısa adı ile HPV enfeksiyonu son zamanlarda
toplumda giderek daha fazla duyulmaya başlayan bir enfeksiyon
hastalığıdır. Bunun nedeni enfeksiyonun görülme sıklığındaki artışın
yanı sıra kadınlarımızın yıllık smear kontrollerini daha düzenli
yaptırmaları ve bu sayede var olan hastalıkların saptanabilmesidir.
HPV nedir?
HPV insanlarda enfeksiyona neden olan bir tür virüstür. HPV'nin 100
civarında türü bulunmaktadır. Bunlardan bazıları elde ve ayaklarda
siğillere neden olurken, bazıları
cinsel bölgede ortaya çıkan genital siğillere ya da başka bir adıyla
kondiloma yol açmaktadır. Bazı türleri ise kadınlarda, rahim ağzındaki
hücrelerde kansere dönüşebilecek değişimlere neden olabilmektedir.
HPV'nin yaklaşık 20 türü genital enfeksiyonlara neden olmaktadır.
HPV nasıl bulaşır?
HPV, en sık karşılaşılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bir
tanesidir. Genital bölgeyi enfekte eden HPV'ler temas yolu ile kolayca
yayılmaktadırlar. HPV'nin bir kişiden diğerine bulaşması için mutlaka
tam bir ilişki olması gerekmez. Enfekte olan cilt bölgelerinin teması
ile de hastalık bulaşabilmektedir. Virüsün kuluçka süresi değişkendir.
Bulaşma olduktan sonra bulgular bazen birkaç ay ya da birkaç yıl sonra
ortaya çıkabilmekte bazen de virüs yıllarca hiçbir bulgu vermeden
vücutta kalabilmektedir.
Aktif genital lezyonların varlığında bulaşıcılık en yüksektir. Siğiller
ortaya çıkıp tedavi edildikten sonra yeni siğil çıkma süresi ne kadar
uzunsa bulaştırıcılık da o oranda azalmaktadır.
HPV'nin önemi nedir?
HPV genital siğillere yol açabilmekle birlikte kadınlarda rahim ağzı
kanserine erkeklerde de penis kanserine neden olabilmektedir. Rahim
ağzı kanseri tanısı konmuş kadınların %95'inde HPV saptanmaktadır.
HPV Tipleri
HPV tip, 6 ve 11 genital siğillere yani kondiloma neden olan HPV
tipleridir. Öte yandan HPV tip 16, 18, 31, 33 ve 35 rahim ağzında
hücresel değişikliklere yol açmaktadır. HPV tipleri kansere yol açma
potansiyelleri açısından düşük riskli ve yüksek riskli olarak 2 ana
gruba ayrılmaktadırlar.
HPV ne sıklıkta görülür?
Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 5.5 milyon yeni HPV olgusu
ortaya çıkmakta ve toplumda 20 milyondan fazla insanın bu hastalığı
taşıdığı tahmin edilmektedir. Cinsel yönden aktif olan kişilerin
yaklaşık yarısının yaşamlarının herhangi bir döneminde HPV'ye
yakalanacakları öngörülmektedir. Hastalığın bu derece sık görülmesine
karşılık toplum bilinci henüz oturmuş değildir. ABD'de yapılan bir
ankette toplumun % 76'sının böyle bir hastalıktan haberdar olmadığı
ortaya konmuştur. HPV ve rahim ağzı kanseri arasındaki bağlantının
yakın bir geçmişte ortaya konmuş olmasından dolayı, sağlık çalışanları
ve doktorlar arasında da HPV tam olarak bilinmemektedir. Amerikan
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (CDC) 1999 yılında yaptığı bir
araştırmada sağlık çalışanları ve
doktorların önemli bir bölümünün, HPV'nin kanser ile olan ilişkisi,
tedavi yöntemleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını ortaya
çıkarmıştır.
Ülkemizde ise HPV'nin görülme sıklığı ile ilgili geniş bir araştırma
bulunmamaktadır. Ancak bu hastalığın ülkemizde de giderek arttığını
gözlemlemekteyiz.
Bulgular
HPV ile temas ve bulaşma olduktan sonra mutlaka hastalık ortaya çıkmaz.
Aslında çoğu kişide HPV, vücudun kendi savunma sistemi tarafından
etkisiz hale getirilmektedir. Ancak bir başka olasılık da virüsü alan
kişide uzun süre hiçbir belirti ortaya çıkmamasıdır. Kişi yıllarca
hatta bazen ömür boyunca hiçbir yakınma ortaya çıkmadan
yaşayabilmektedir. Ancak bu durum hastalığı yaymasına engel değildir ve
ilişkide bulunduğu kişilere hastalığı bulaştırabilmektedir. Bu durum
latent ya da sessiz enfeksiyon olarak adlandırılmaktadır.
HPV'nin en sık görülen belirtisi genital bölgede görülen siğillerdir.
Hafif kabarık, yumuşak olan bu siğiller cinsel bölgeyi oluşturan
deride, vajina ile makat arasında, anüs etrafında, bacakların iç
kısmında, penis ucunda ya da çevresinde görülebilmektedir. Anal ya da
oral seks sonrasında ağız içi ve makat içinde de siğiller ortaya
çıkabilmekte bazı durumlarda vajina içinde ve rahim ağzı üzerinde de
siğiller olabilmektedir.
HPV enfeksiyonları virüsün türüne bağlı olarak rahim ağzını oluşturan
hücrelerde displazi adı verilen bazı değişimlere neden olabilirler.
Düşük riskli tipteki virüsler genelde PAP smearda ortaya çıkan CIN ve
SIL gibi değişimlere neden olurken yüksek riskli tipler uzun dönemde
rahim ağzı kanserine neden olabilmektedir.
Yapılan araştırmalar, rahim ağzında HPV'ye bağlı değişim saptanan
hastaların %90’nda 2 yıl içinde belirtilerin ortadan kalktığını ve
HPV'nin, takip eden smear testlerinde saptanamadığını ortaya koymuştur.
Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler arasında 2.
sırada yer alan öldürücü bir kanserdir. Ancak kanser türleri arasında
önlenebilir olması açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Serviks
kanserini önlemenin tek ve en basit yolu düzenli aralıklarla yapılan
smear testleridir. Smear testinde CIN ya da SIL olarak tanımlanan
anormallikler saptandığında biopsi yapılarak tanı
kesinleştirilmektedir. Daha sonra hastalığın derecesine göre rahim
ağzındaki değişime uğramış bölge LEEP ya da konizasyon adı verilen
basit ameliyatlar ile çıkartılmakta ve daha sonra düzenli kontrollere
başlanmaktadır.
CIN ya da SIL'in ileri evrede olması durumunda, kişi ailesini
tamamlamış ve başka çocuk istemiyorsa ya da 40'lı yaşlar civarındaysa
rahimin alınması da bir diğer tedavi alternatifidir.
HPV tanısı nasıl konur?
Genital siğillerin görülmesi hem erkekte hem de kadında HPV tanısını
koydurmaktadır. HPV'nin neden olduğu rahim ağzındaki değişimler ise
rutin yapılan PAP smear testlerinde saptanmaktadır. PAP smear testleri
zaman zaman hatalı sonuç verebilmekte ancak son yıllarda kullanılmaya
başlanan ince yayma tekniğinde hata payı en aza indirilmektedir.
PAP smearda HPV'ye bağlı olduğu düşünülen değişimler saptandığında aynı
materyal içinde HPV'ye ait DNA incelemeleri yapılarak HPV varlığı ve
hangi tip bulunduğu saptanabilmektedir. Örneğin rahim ağzı
kanserlerinin %50'sinde HPV tip 16 saptanmaktadır. DNA tiplemesinde HPV
tip 16 bulunduğunda ömür boyu çok yakın takipler yapılması yararlı
olurken düşük risk grubunda bir tip saptandığında kontrollerin arası
daha seyrek planlanabilmektedir.
Erkeklerde ise belirti vermeyen HPV'nin saptanması mümkün değildir.
Erkeklerdeki sessiz enfeksiyonu saptayabilecek bir tes yoktur. HPV kan
dolaşımına geçmediğinden ne erkeklerde ne de kadınlarda kanda bu virüsü
saptamak mümkün olmamaktadır.
Tedavi
HPV'nin kesin bir tedavisi yoktur. Virüs bir kez vücuda girdiğinde ömür
boyu burada kalmaktadır. Bununla birlikte ortaya çıkardığı patolojiler
tedavi edilebilmektedir. Genital siğil varlığında bunlar yakılarak ya
da dondurularak tedavi edilebilmektedirler. Çok büyük boyuttaki
siğiller cerrahi olarak küçük siğiller ise bölgesel olarak uygulanan
kremler yardımı ile yok edilebilmektedir. Siğillerin tedavi edilmesi
bir daha çıkmayacağı anlamına gelmez. Yeniden ortaya çıktıklarında
tekrar tedavi edilmeleri gerekmektedir.
Bazı kişilerde siğil ortaya çıkıp tedavi edildikten sonra bir daha ömür
boyunca yeni siğil çıkmayabilir. Bazı kişilerde ise sık aralıklarla
siğiller çıkmaktadır. Kişiler arasında bu derece fark olmasının nedeni
büyük olasılıkla bağışıklık sistemleri arasındaki farklılıktır.
Smear testinde saptanan ve biopsi ile kesinleşmiş hücrelerde meydana
gelen değişmede ise hastalığın şiddeti, hastanın yaşına göre LEEP,
konizasyon ya da rahimin alınması gibi tedaviler uygulanabilmektedir.
Çoğu zaman hafif displazi varlığında LEEP tedavi için yeterli
olmaktadır. LEEP sonrası doğurganlıkta bir değişiklik ortaya
çıkmamaktadır.
Korunma
HPV virüsü oral ve anal seks de dâhil olmak üzere her türlü cinsel
ilişki ve ciltten cilde temas yolu ile kolaylıkla bulaşabilmektedir.
Cinsel yönden aktif olan kadın ya da erkek HPV enfeksiyonları açısından
risk altındadır. Ancak bazı kişilerde risk daha yüksektir. Bunlar:
Yaşamının herhangi bir döneminde birden fazla partneri olanlar
Partneri daha önceden birden fazla kişiyle ilişkide bulunmuş kişiler
Cinsel yaşantısı erken yaşta başlayanlar
Kendisinde veya partnerinde halen ya da daha önceden başka türde cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü olanlar
HPV ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar çoğu zaman bir arada
bulunmaktadırlar. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan başka bir hastalığın
varlığında, HPV de akıldan çıkartılmamalıdır.
Prezervatif AIDS de dahil diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarda
olduğu gibi HPV'ye karşı da her zaman koruma sağlamaz. Çünkü enfeksiyon
prezervatifin kapladığı alan dışında da bulunabilmekte ve ciltten cilde
temas ile bulaşabilmektedir.
Son zamanlarda HPV'ye karşı aşı geliştirilmesi konusunda oldukça yol
alınmıştır. Halen deney aşamasında olan HPV tip 16 aşı ile ilgili
çalışmalar oldukça umut vericidir. Ancak günümüzde kullanılabilen bir
aşı ne yazik ki şu an için piyasada bulunmamaktadır.
HPV'den korunmanın en etkili yolu riskli kişiler ile birlikte
olmamaktır. Herhangi bir kadının rahim ağzı hücrelerinde değişim
saptanması ya da genital siğil olması kanserin gelişeceği anlamına
gelmez. Aslında genital siğile neden olan HPV türlerinin rahim ağzında
değişime ya da kansere neden olması son derece nadirdir. Rahim ağzı
kanserlerinin yarısından sorumlu olduğu bilinen HPV tip 16’nın varlığı
bile mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmez. Sadece artmış risk söz
konusudur ve yakın takip gerekmektedir Rahim ağzı kanseri tanısı konmuş
kadınların %95'inin, son 5 yıl içinde smear testi yaptırmamış olmaları
bu tarama testinin ne derece önemli olduğunu ortaya koymak bakımından
çarpıcıdır.
Amerikan Kanser Cemiyeti’nin 2001 yılında yayınladığı rehbere göre her
kadın cinsel yaşantısı başladıktan sonra ilk üç yıl içinde ilk smear
testini mutlaka yaptırmalıdır.
HPV enfeksiyonu taşıyan bir kişiyle ilişkide bulunmak, mutlaka
enfeksiyon kapmak anlamına gelmez. Burada kişinin bağışıklık sistemi
çok büyük önem taşımaktadır. Kişiler
arası farklılıklar nedeni ile bazı kişilerde bağışıklık sistemi virüsle
mücadele edebilmekte ve virüsü ortadan kaldırabilmektedir. Ancak
yapılan araştırmalar aktif enfeksiyonu olan bir kişi ile ilişkiye
girenlerin %60'ında ilk 3 ay içinde enfeksiyon bulgularının ortaya
çıktığını ortaya koymaktadır.
HPV ve diğer kanser türleri
Özellikle bazı yüksek riskli HPV türleri anüs, penis, vajina ve kadında
vulva (dış genital bölge) kanserleri ile ilişkili olabilmektedir. Ancak
nadir görülen bu kanserlerin tek nedeni HPV değildir.
VKV Amerikan Hastanesi
Kadın Sağlığı Ünitesi
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Alper Mumcu
Etiketler :
|
Yorumlar |

|
|
|
|
| |
irem - hayalet sevgilim

Etkin - hevesmi sandın

Eylem - mız mız

yıldız tilbe - ben senin varya

Tarkan - Vay Anam Vay

|
Bektaş ve Sırtlan - Teşekkürler

Bektaş ve Sırtlan - Telefon (Skit)

Bektaş ve Sırtlan - Son Uyarı

Bektaş ve Sırtlan - Son (Feat. Pit10)

Bektaş ve Sırtlan - Salsa

|
|